Uygur Araştırma Enstitüsü
Amerika Birleşik Devletleri’nin ünlü haber platformu “NPR”, 17 Mayıs 2026 tarihinde, tanınmış dış haberler muhabiri Emily Feng’in büyük bir titizlikle hazırladığı “Esed’i Devirmeye Yardım Eden Yabancı Savaşçılar ve Çin’in Onlardan Endişe Duymasının Nedenleri” başlıklı kapsamlı inceleme raporunu yayınladı. Emily Feng’in bu raporu, Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın uluslararası ve bölgesel jeopolitik boyutlarını, özellikle de Suriye muhalif güçleri içinde belirgin bir rol oynayan Uygur savaşçılarının askeri konumunu gözler önüne seren anlamlı ve kanıtlara dayalı bir çalışmadır.
Bu raporun en büyük uluslararası değeri şudur: Daha önce dünyadaki hiçbir büyük medya kuruluşuna resmi mülakat vermemiş olan, Suriye’nin kuzeyinde yaşayan gizli Uygur silahlı topluluğunun içine ilk kez sızarak, yaklaşık bir aylık bir süre zarfında 40’tan fazla savaşçı ve aile üyesiyle doğrudan görüşülerek hazırlanmıştır. Yazarın öne sürdüğüne göre, Suriye’deki yeni siyasi değişimlerin ardından, bu silahlı güçlerin şu anda yeni Suriye hükümetinin ulusal savunma yapısına nasıl entegre olduğu ve Ortadoğu jeopolitiğine yönelik etkileri açısından son derece önemli bir boşluk doldurulmuştur.
Makalede ayrıca, Suriye muhalefetinin son geniş çaplı saldırısında bu savaşçıların nasıl en zorlu askeri görevleri üstlendiği ve Beşar Esed’in 24 yıllık diktatörlük yönetimine son verilmesine nasıl katkıda bulundukları birer birer anlatılmaktadır. Yazar Emily Feng’in gözlemlerine göre, bu araştırma sürecinde elde edilen bilgiler, Pekin yönetiminin Suriye’deki Uygur faktöründen neden bu kadar ciddi şekilde endişe duyduğunu ve bu endişenin arkasındaki ideolojik ve askeri nedenleri net bir şekilde ortaya koymaktadır. Raporda, o dönemde meydana gelen olayların gelişim süreci analiz edilerek, Uygurların Suriye’deki rolünün bunca yıllık savaş krizi sürecinde nasıl evrildiği gösterilmiştir. Yazar, Suriye’nin kuzeyindeki Cisr eş-Şuğur bölgesinde gerçekleştirdiği saha araştırmaları aracılığıyla, bu savaşçıların vatanları Doğu Türkistan ile olan manevi bağlarını ve geleceğe yönelik siyasi umutlarını ayrıntılı bir şekilde aktarmıştır.
Halep Tünel Operasyonu ve Esed Rejiminin Çöküşündeki Askeri Faktör
Raporda belirtildiğine göre, Kasım 2024’te Esed rejimine karşı başlatılan geniş çaplı ani saldırıda, Uygur savaşçılardan oluşan elit birlikler Halep şehrinin düşüşünü hızlandıran taktiksel bir planı başarıyla icra etti. Bu askeri operasyonun planı son derece tehlikeli ve cesurcaydı; amaç, gecenin karanlığından faydalanarak Suriye hükümet ordusuna ani bir pusudan saldırmak ve Halep’i bağlayan stratejik ikmal hattını tamamen kesmekti. Bu elit savaşçılar, aylarca düşman hatlarının gerisinde kalan, daha önce terk edilmiş ve uzunluğu iki mili aşan eski bir su tünelini gizlice çamurdan ve mevcut engellerden temizleyerek bir dizi saldırı rotası hazırlamıştı.
Yazar Emily Feng ayrıca, bu savaşçıların dönemin muhalif grubu “Heyet Tahrir el-Şam”ın lideri, şu anda ise Suriye’nin lideri haline gelen Ahmed eş-Şara ile gizlice görüşerek Halep’i özgürleştirme planını ortaklaşa belirlediklerini aktarıyor. Bu elit savaşçıların yerel Suriyeliler değil, Çin tarafından uzun yıllardır sistemli bir şekilde zulme maruz kalan Uygurlar olması bölgedeki birçok gözlemcinin dikkatini çekmiştir. Operasyon bir Kasım günü başladığında, savaşçıların bir kısmı oksijen tüpü takarak yüksekliği bir metreyi bile bulmayan, havalandırması son derece kötü tünelin içine önceden konuşlanmış; ikinci bir kısım ise Halep’e bakan zeytinliklerin arasında pusuya yatmıştı.
Şafak söktüğünde, tüneldeki birlikler hükümet ordusunun arkasından aniden çıkmış, zeytinlikteki birlikler ise önden hücum ederek rejim güçlerini tamamen paniğe sevk etmiş, neticede düşman askerleri can havliyle kaçmıştır. Tünel içindeki birliğin komutanı olan 31 yaşındaki Hubeyb’in aktardıklarına göre, ölüme doğru ilerlemiş olmalarına rağmen mucizevi bir şekilde hepsi sağ salim çıkmış ve rejim ordusunu Suriye’nin başkenti Şam’a gerileyene kadar kovalamıştır. Halep’in düşüşünden bir hafta sonra, Suriye’nin diktatör lideri Beşar Esed Rusya’ya kaçmış ve Hubeyb’in belirttiği gibi Halep’ten Şam’a giden yol tamamen açılmıştır.
Zorunlu Hicretten Silahlı Direnişe Uzanan Tarihi Süreç
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü araştırmacısı Aaron Zelin’in değerlendirmesine göre, Uygur savaşçıları Esed rejimi yıkılmadan önce de Heyet Tahrir el-Şam grubu ile yakın iş birliği yapmış olup, Suriye iç savaşında özgün bir konuma sahip en deneyimli birliklerden biri sayılmaktadır. Bu savaşçıların Suriye’ye gelip böyle bir silahlı direniş yolunu seçmesi, Çin hükümetine duydukları derin nefret ve kendi vatanları Doğu Türkistan’daki siyasi baskılarla doğrudan ilişkilidir.
Raporda belirtildiğine göre, 40 yaşındaki savaşçı Nurmehmet buraya geliş sebebini; Çin’in zulmüne karşı direnmek ve yerel Suriyelileri Esed zulmünden kurtararak, Allah’ın bir gün Uygurları da Çin zulmünden kurtarmasını umut etmek olarak açıklamıştır. Uygurların Suriye’deki komutan yardımcısı olan 36 yaşındaki Çoğtal, entelektüel eğilimli bir öğrenciden nasıl bir savaşçıya dönüştüğünü anlatmıştır.
Çoğtal aslında kimya veya fizik alanında eğitim almayı hayal etmiş olsa da, 5 Temmuz 2009’daki Urumçi olayları onun hayatını tamamen değiştirmiştir. 2009 yılında Güney Çin’deki bir fabrikada iki Uygur işçinin Han Çinlisi işçiler tarafından dövülerek öldürülmesine karşı Urumçi’de protesto gösterisi düzenleyen Uygur öğrenciler, polisin sert baskısıyla karşılaşmıştır. Bu baskı giderek büyümüş, sokaklarda Uygurlar ile Han Çinlisi siviller arasında kanlı çatışmalara yol açmış ve Doğu Türkistan genelinde büyük bir güvenlik operasyonunu tetiklemiştir. Çin hükümetinin açıkladığına göre bu olaylarda en az 192 kişi hayatını kaymetmiştir; Uygur insan hakları aktivistleri ise binlerce Uygurun öldüğünü öne sürmektedir. Olayın ardından gerçekleşen geniş çaplı tutuklama operasyonları nedeniyle ülkeden kaçış yolları aramak zorunda kalan Çoğtal, “Çin’den çıkamasaydım hapiste ölmüş olurdum, bizi zorla sürüp çıkardılar” diyerek o günleri hatırlamaktadır.
Doğu Türkistan’daki Siyasi Baskı ve Savaşçıların Kimlik Bilinci
Raporda belirtildiğine göre, Kaşgar’dan gelen 37 yaşındaki Yasir de boş sözlerle Çin zulmünün durdurulamayacağını, silahlı direnişin tek yol olduğunu dile getirmiştir. Yaşça daha büyük savaşçıların bazıları, 1990 ve 1997 yıllarında meydana gelen Uygur ayaklanmalarından sonra siyasi faaliyetlerin etkisine olan inançlarını kaybettiklerini belirtmişlerdir. Çin’in seçkin eğitim sisteminde yetişmiş entelektüel Uygurlar bile 2009 yılındaki olaylardan sonra umutsuzluğa kapılmıştır.
Örneğin, bir dahiliye uzmanı olan Guli, o dönemde Han Çinlisi yetkililerin Uygurlara şüpheyle yaklaştığını, bu ayrımcılık nedeniyle mesleğine devam edemeyip daha sonra Suriye’ye gelerek cephe hattında cerrahlık yaptığını anlatmıştır. Çoğtal’ın görüşüne göre, Uygurlar aslında şanlı bir tarihe sahip bağımsız bir millet olup, sadece Çin’in işgalinden sonra bu tür bir aşağılanmaya maruz kalmışlardır. 55 yaşındaki savaşçı Muaz da yabancı topraklarda ölümle burun buruna gelerek silah kuşanmalarına doğrudan Çin hükümetinin kendilerini mecbur bıraktığını öne sürmektedir.
Bu savaşçılar ilk olarak Türkiye’ye gitmiş olsalar da, orada kimlik belgeleri alamama ve Çin’e iade edilme korkusu nedeniyle 2012 yılından itibaren Suriye’nin kuzey sınırından gizlice geçmeye başlamışlardır. Böylelikle, Suriye’nin İdlib şehri yakınlarında binlerce Uygur savaşçı ve aile üyesi bir araya gelerek yerleşik bir topluluk oluşturmuş ve burada yaşam düzeni kurmaya başlamışlardır.
Cisr eş-Şuğur Savaşı ve Askeri Açıdan Olgunlaşma
Suriye’ye geldikleri ilk dönemlerde Uygurlar iç savaşa müdahil olmak istemediklerini belirtmiş, yalnızca askeri eğitim almayı amaçlamışlardır. Ancak nüfusun artmasıyla birlikte batı yönüne doğru ilerleyerek Cisr eş-Şuğur adındaki küçük bir şehre yerleşmişlerdir. 2015 yılı baharında Suriye hükümet ordusu sahra topları ve tanklarla Cisr eş-Şuğur’a geniş çaplı bir saldırı başlattığında, Uygurlar savaşa girmek zorunda kalmıştır.
Bu savaşa katılan Uygur komutan Abdulhey’in söylediğine göre, savaş öncesinde en cesur insanda bile korku olur; fakat onlar bir aylık kanlı çatışmaların ardından Esed güçlerine ağır kayıplar verdirerek tamamen geri püskürtmüşlerdir. Bu zafer Uygurlara, Suriye muhalif grupları arasında yüksek bir savaş kabiliyeti şöhreti kazandırmış ve onlar bu bölgeye kalıcı olarak yerleşmişlerdir. Sünni Müslümanlar olarak, yerel Sünni silahlı güçlerle yakınlaşmışlar ve çoğunluğu “Türkistan İslam Partisi” (TIP) adlı siyasi-askeri yapıya üye olmuştur.
Rejim güçlerinden ele geçirdikleri silahlar ve yurt dışındaki Uygur cemaatinin ekonomik yardımlarıyla kendilerini silahlandırmışlardır. Fakat Uygurlar tamamen birlik sağlayamamış olup, bir kısım savaşçılar o dönemde DEAŞ terör örgütüne katılmıştır. Siyasi analist Jérôme Drevon’un belirttiğine göre, Türkistan İslam Partisi kendisini DEAŞ’ın radikal fikirlerinden uzak tutmaya ve milli kurtuluş çizgisini korumaya çalışmıştır.
Uzun yıllar boyunca Rusya’nın şiddetli hava bombardımanları altında cephe hatlarını savunmuşlar ve Amerika Birleşik Devletleri, Suriye, Almanya ve İngiltere ordularının askeri doktrinlerini titizlikle inceleyerek askeri disiplinlerini mükemmelleştirmişlerdir. Bu süreçler, Uygur savaşçılarını Suriye’deki en dirençli, düzenli savaş yapısına sahip organik bir güce dönüştürmüştür.
Yeni Suriye Hükümetindeki Konum ve Sosyal Çatışmalar
Eylül 2024’te Ahmed eş-Şara Suriye muhalif gruplarını ortak harekete çağırdığında Uygurlar da bu safa katılmış ve Kasım sonunda Şam’a girerek zafer kazanmışlardır. Komutan Nuriddin’in belirttiğine göre, düşman birlikleri çekildikten sonra hızla ilerleyerek tüm Suriye’nin özgürleşmesini hızlandırmışlardır. Şu anda Suriye’deki Uygur topluluğunun nüfusu, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 20 bin civarına ulaşmış olup, kendi dillerinde okullar ve özel ticari işletmeler kurmuşlardır.
Zaferin ardından, yeni Suriye Savunma Bakanlığı Uygur savaşçıları yeniden yapılandırılan Suriye Milli Ordusu bünyesine tamamen dahil etmiş ve bazı komutanlara resmi subaylık rütbesi vermiştir. Suriye Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında, Uygurların Suriye’nin iç ve dış güvenliğine yönelik hiçbir tehdit oluşturmadığı, aksine devletin istikrarı için hizmet ettikleri vurgulanmıştır.
Buna rağmen, Uygurların Suriye’deki konumu hala belirli ölçüde sürtüşmelerden uzak değildir; bölgedeki bazı Arap siviller ve Hristiyan azınlıklar yabancı savaşçılara şüpheyle bakmaktadır. Savaş sırasında bazı Uygur savaşçılar Hristiyan ve Şii mahallelerindeki terk edilmiş evlere yerleşmiş olup, 75 yaşındaki Hristiyan kadın Denise Khoury, evlerinin yabancı savaşçılar tarafından işgal edilmesinden şikayet etmiştir.
Yeni hükümetin arabuluculuğunun ardından Uygurlar bu mülkleri asıl sahiplerine geri iade etmeye başlamış olup, 36 yaşındaki savaşçı Bilal de bunun atılması gereken adil bir adım olduğunu destekleyen bir konuşma yapmıştır. Bununla birlikte, çok sayıda Uygur aile çocuklarını yerel Suriye okullarına ve devlet üniversitelerine göndermeye başlamıştır.
Pekin’in Diplomatik Baskısı ve Uluslararası Siyasi Oyunlar
Makalede ayrıca, Uygurların karşılaştığı en büyük dış tehdidin Çin hükümeti olduğu ortaya konmaktadır. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, yakın zamanda Şam’daki büyükelçiliği yeniden açma sürecinde Suriye hükümetinden Çin çıkarlarına zarar verecek hiçbir güce geçit vermemesini talep etmiştir. Çin hükümeti Suriye’deki tüm Uygur silahlı gruplarını terör örgütü olarak görmektedir; ancak daha önce Birleşmiş Milletler tarafından terör listesine alınan “Doğu Türkistan İslami Hareketi” (ETIM), Amerika Birleşik Devletleri tarafından 2020 yılında siyasi nedenlerden ötürü listeden çıkarılmıştır.
BM’nin eski terörle mücadele gözlemcisi Edmund Fitton-Brown’un aktardığına göre, Suriye’deki Uygurların Çin içerisindeki şiddet olaylarını doğrudan komuta ettiğine dair hiçbir net kanıt görülmemiştir. Bölgedeki uzmanların belirttiğine göre, Suriye’deki Uygur savaşçılar Afganistan’daki radikal gruplardan farklı olup, esas olarak kendi milli gayelerine odaklanmışlardır.
Riccardo Valle gibi uzmanlar, Suriye’deki Uygurların Afganistan’daki eski gruplardan tamamen bağımsız olduğunu teyit etmiştir. Ancak Çin tarafı hala tüm silahlı güçlerin ortak bir komuta altında olduğunu iddia etmeye devam etmektedir. BM’nin şu anki terörle mücadele gözlemcisi Colin Smith, uluslararası alanda farklı ülkelerin bu konudaki raporlarının çelişkili olduğuna değinmiştir.
Gelecek Hedefleri, Siyasi Öngörüler ve Sonuç
Çin’in 2017 yılından itibaren Doğu Türkistan’da uygulamaya koyduğu toplama kampları ve siyasi baskılar, bu savaşçıların mücadele azmini daha da güçlendirmiştir. Amerika Birleşik Devletleri bu politikayı 2021 yılında “soykırım” olarak nitelendirmiş olsa da, Pekin bu tutuklama adımlarını güvenlik için gerekli yasal bir adım olarak savunmuştur.
Çin’in askeri gücü muazzam olsa da, Uygur savaşçılar bir gün Çin Komünist Partisi’nin de çökeceğine inanmakta ve Yahudilerin Siyonizm hareketine benzer bir milli devlet kurma stratejisini incelediklerini dile getirmektedirler. Savaşçı Ebu Muhammed’in söylediğine göre, eğer kendilerini her açıdan güçlü kılabilirlerse bir gün kendi devletlerini kurabilirler.
Cisr eş-Şuğur çevresindeki dağlarda hayatını kaybeden binden fazla Uygur savaşçının mezarı bulunmakta olup, savaşçı Enes’in belirttiği gibi, en büyük arzuları bir gün kendi vatanları Doğu Türkistan’a geri dönmek; kendileri bir şeye ulaşamasalar bile gelecek nesiller için vatanı özgürleştirme yolunu açmaktır. Suriye topraklarında bedel ödemiş ve fedakarlık yapmış olsalar da, kalpleri hala kendi ana vatanlarına bağlı bir şekilde yaşamaktadırlar.


Comment here