çalışmalar

Trump’ın Baskısıyla Çöken Netanyahu Doktrinleri: İsrail Siyasetinde Yeni Bir Dönemin Eşiğinde mi?

Uygur Araştırma Enstitüsü

Ksenia Svetlova tarafından kaleme alınan ve 14 Ekim 2025 tarihinde saygın düşünce kuruluşu Chatham House (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) tarafından yayınlanan “Netanyahu’nun Konseptleri, Trump Baskı Yaptıkça Birer Birer Çöktü: Hükümeti İçin Sırada Ne Var?” başlıklı uzman analizi, İsrail-Filistin çatışmasının ve Orta Doğu siyasetinin yakın gelecekteki seyrini etkileyebilecek kritik bir dönüm noktasını ele almaktadır. Makale, yaklaşık iki yıl süren yıkıcı bir savaşın ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın kararlı müdahalesiyle İsrail ve Hamas arasında bir anlaşmaya varılmasını ve bu anlaşmanın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uzun yıllardır sürdürdüğü siyasi ve güvenlik doktrinlerini nasıl temelden sarstığını derinlemesine bir bakış açısıyla incelemektedir. Svetlova’nın analizi, yalnızca Netanyahu’nun siyasi geleceğini değil, aynı zamanda İsrail’in iç siyasi dengelerini, bölgesel ilişkilerini ve Filistin sorununun geleceğini de şekillendirecek olan bu yeni jeopolitik gerçekliğin çok katmanlı bir değerlendirmesini sunmaktadır. Bu çalışmanın önemi, Trump yönetiminin proaktif diplomasisinin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve Netanyahu’nun “mutlak zafer” ve “böl ve yönet” gibi temel stratejilerini işlevsiz kılan bu paradigma değişiminin İsrail devleti ve toplumu üzerindeki potansiyel etkilerini sistemli bir şekilde ortaya koymasından kaynaklanmaktadır.

Trump Faktörü ve Dayatılan Yeni Gerçeklik

Svetlova’nın analizinin merkezinde, statükoyu kıran ve tüm tarafları yeni bir pozisyon almaya zorlayan belirleyici bir aktör olarak Donald Trump figürü yer almaktadır. Yazar, bu sürecin başarısını “enerjik ve kararlı bir Amerikan başkanına” bağlayarak, Trump’ın kişisel inisiyatifinin ve alışılmadık diplomasi tarzının, iki yıldır kilitlenmiş olan bir sorunu nasıl çözüme kavuşturduğunu vurgulamaktadır. Trump’ın stratejisi, yalnızca İsrail ve Hamas üzerinde baskı kurmakla kalmamış, aynı zamanda Katar ve Türkiye gibi kilit bölgesel aktörlerin desteğini güvence altına alarak geniş bir diplomatik koalisyon oluşturmuştur. Bu durum, çatışmanın çözümünde artık sadece geleneksel arabulucuların değil, farklı çıkarlara sahip ülkelerin de ortak bir paydada buluşabildiği yeni bir bölgesel denklemin habercisidir. Svetlova’nın belirttiği gibi, bu süreçte İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) Gazze’den çekilmesi ve hayattaki 20 İsrailli rehinenin serbest bırakılması, anlaşmanın somut ve acil sonuçları olarak öne çıkmıştır. Ancak bu gelişmelerin hemen ardından uluslararası liderlerin Şarm el-Şeyh’te bir barış zirvesi için toplanması, meselenin sadece bir rehine takası ve ateşkes anlaşmasından çok daha fazlası olduğunu, bölge için yeni bir güvenlik ve siyaset mimarisinin tasarlandığını göstermektedir. Trump’ın bu hamlesi, Netanyahu hükümetinin savaş stratejisini ve siyasi özerkliğini bypass ederek, onu oldubittiyle karşı karşıya bırakmış ve İsrail siyasetinin direksiyonuna adeta uluslararası bir iradenin geçtiği bir tablo ortaya çıkarmıştır.

Netanyahu’nun Diplomatik İzolasyonu ve Şarm el-Şeyh Zirvesi

Analizde altı çizilen en çarpıcı noktalardan biri, Netanyahu’nun bu yeni süreçteki diplomatik yalnızlığı ve itibar kaybıdır. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump’ın huzurunda konuşana kadar Şarm el-Şeyh zirvesine davet edilmemiş olması, Netanyahu’nun bölgesel denklemin ne denli dışına itildiğinin somut bir göstergesidir. Yazar, bu anı, Netanyahu’nun bir anlığına bile olsa Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile aynı masaya oturup barışı, Gazze’nin yeniden inşasını ve Filistin Yönetimi’nin (FY) sürece kaçınılmaz katılımını tartışmayı düşündüğü “gerçeküstü” bir an olarak tasvir etmektedir. Her ne kadar nihayetinde zirveye katılmama kararı almış olsa da, bu tereddüt anı dahi, onun sarsılan pozisyonunu ve manevra alanının ne kadar daraldığını gözler önüne sermektedir. Svetlova, bu durumu Netanyahu’nun geçen ay Trump’ın dikkatli bakışları altında Katar liderliğinden kamuoyu önünde özür dilemek zorunda kalmasıyla paralellik kurarak pekiştirmektedir. Bu iki olay, Netanyahu’nun artık bölge siyasetini şekillendiren değil, dışarıdan gelen baskılarla şekillendirilen bir lider konumuna gerilediğini simgelemektedir. Hükümetinin alacağı kararlar, artık büyük ölçüde Şarm el-Şeyh’te kendisi olmadan alınan kararlara bağlı olacaktır. Bu, İsrail’in egemenlik ve güvenlik politikalarında iradesini büyük ölçüde Washington ve müttefiklerine devrettiği yeni bir dönemin başlangıcı olarak okunabilir.

“Mutlak Zafer” İllüzyonunun Sonu

Svetlova’nın analizinin temel direklerinden birini, Netanyahu’nun Gazze savaşının başından beri topluma vaat ettiği “mutlak zafer” söyleminin çöküşü oluşturmaktadır. Netanyahu, daha birkaç hafta öncesine kadar, savaşı bir anlaşmayla bitirmeyi öneren herkesi öfkeyle reddediyor ve Hamas’ın tamamen yok edilmesinden başka bir sonucu kabul etmeyeceğini ısrarla vurguluyordu. Rehinelerin serbest bırakılması karşılığında Hamas’ın silahsızlandırılmasının geleceğe ertelenmesi fikrine şiddetle karşı çıkıyor, Filistin Yönetimi’nin Gazze’nin yeniden inşasında herhangi bir rol almasına “hayır” diyor ve insani yardımların yalnızca İsrail destekli ve başarısız olmuş bir proje olan GHF aracılığıyla sınırlı bir şekilde sağlanmasında diretiyordu. Ancak, Trump’ın dayattığı anlaşma, bu pozisyonların tamamını yerle bir etmiştir. Svetlova’nın ifadesiyle, “bu anlaşma… Netanyahu’nun yıllardır vaaz ettiği her şeyle çelişmektedir.” Netanyahu’nun son konuşmasında anlaşmayı savunması ve hatta İsrail’in istediği her şeyi aldığını iddia etmesi, siyasi bir hayatta kalma manevrasından ibarettir. Gerçekte ise bu anlaşma, Netanyahu’nun İsrail halkına sunduğu “güvenlik sadece ezici askeri güçle sağlanır” doktrininin iflas ettiğini ve diplomatik çözümün kaçınılmaz olduğunu tescillemiştir. Bu durum, Netanyahu’nun siyasi kariyerinin üzerine inşa edildiği temel sütunlardan birinin yıkılması anlamına gelmektedir.

Koalisyonun Çatlaması ve Filistin Yönetimi’nin Geri Dönüşü

Anlaşmanın içeriği, Netanyahu’nun kırılgan koalisyon hükümetinin temellerini dinamitlemektedir. Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcı koalisyon ortaklarının desteği, yukarıda bahsedilen katı ve uzlaşmaz pozisyonların sürdürülmesine dayanıyordu. Bu ortaklar, Trump’ın barış anlaşmasının ilk aşamasına karşı oy kullanmış ve anlaşmanın devamı halinde hükümetten çekilme tehdidinde bulunmuşlardır. Anlaşmanın Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze’nin yeniden inşası, Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye dönüşü ve Filistin egemenliğine giden bir yol haritasını içeren ikinci aşaması ise henüz oylanmamıştır bile. Svetlova’nın Filistinli kaynaklara dayandırdığı bilgiye göre, Mısır’da eğitilmiş Filistinli polisler tarafından güvence altına alınacak olan Refah sınır kapısının yeniden açılması, Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye fiili olarak geri dönüşünü temsil etmektedir. Bu, sadece lojistik bir düzenleme değil, aynı zamanda Gazze ile Batı Şeria arasındaki siyasi ve idari birleşmenin başlangıcıdır. Bu gelişme, Netanyahu’nun en temel stratejilerinden birini doğrudan hedef almaktadır.

“Böl ve Yönet” Stratejisinin İflası

Ksenia Svetlova, Netanyahu’nun 2010’ların başından beri uyguladığı stratejinin “böl ve yönet” olduğunu isabetli bir şekilde tespit etmektedir. Bu strateji, herhangi bir müzakere olasılığını ve Filistin devletinin kurulma ihtimalini ortadan kaldırmak için Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi’ni zayıflatırken, Gazze’deki Hamas’ın varlığını sürdürmesine göz yummaya dayanıyordu. Batı Şeria’daki yerleşimci yanlısı politikalar ve İsrail’in onayıyla Katar’dan Hamas’a ulaştırılan bavullar dolusu ABD doları gibi her bir hamle bu amaca hizmet etmekteydi. Netanyahu, bir süre Filistinlilerle olan “çatışmayı yönetirken” Arap devletleriyle kazançlı barış anlaşmaları yapabileceğine samimiyetle inanmıştı. Ancak Svetlova’nın altını çizdiği gibi, “bu strateji, 7 Ekim katliamları sırasında, çoğu sivil 1.200 İsraillinin Hamas tarafından katledilmesiyle parçalandı.” 7 Ekim saldırıları, Hamas’ı kontrol altında tutulabilir bir aktör olarak görmenin ve Filistin sorununu dondurmanın ne kadar ölümcül bir yanılgı olduğunu ortaya koymuştur. Ardından gelen uzun süreli savaş ve Gazze’de yarattığı derin insani kriz, dünyanın Netanyahu’dan uzaklaşmasına neden olmuştur. Anlaşma ile Filistin Yönetimi’nin yeniden Gazze’de bir aktör haline gelmesi, Netanyahu’nun on yıllardır uyguladığı bu stratejinin tamamen tersine çevrilmesi ve başarısızlığının tescil edilmesi anlamına gelmektedir.

Uluslararası Yalnızlık ve Suudi Arabistan Faktörü

Netanyahu’nun politikalarının çöküşü sadece iç siyasette ve Filistin arenasındaki başarısızlıklarla sınırlı değildir; aynı zamanda uluslararası alanda da ciddi bir izolasyona yol açmıştır. Analizde, son günlerde İsrail medyasına konuşan Suudi yetkililerin, Netanyahu iktidarda kaldığı sürece Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılmayacağını açıkça belirtmeleri, bu durumun en net kanıtıdır. Bu, Netanyahu’nun bir diğer temel konseptinin, yani Filistin sorununu bypass ederek Arap dünyasıyla normalleşme sağlanabileceği tezinin de çöktüğünü göstermektedir. Trump’ın arabuluculuğunda varılan anlaşma ve Şarm el-Şeyh zirvesi, uluslararası toplumun ve özellikle de ABD’nin, Filistin sorunu çözülmeden bölgede kalıcı bir barışın mümkün olamayacağı gerçeğini yeniden merkeze aldığını ortaya koymaktadır. Netanyahu, bu yeni uluslararası konsensüsün dışında kalmış bir lider portresi çizmektedir.

İç Siyasi Hesaplaşma: Soruşturma Komisyonu ve Zorunlu Askerlik Yasası

Netanyahu hükümetinin geleceği, sadece dış baskılar ve koalisyon içi gerilimlerle değil, aynı zamanda ertelenmiş iç hesaplaşmalarla da tehdit altındadır. Savaşın sona ermesiyle birlikte, 7 Ekim’e yol açan güvenlik ve istihbarat zaaflarını araştırmak üzere bir devlet soruşturma komisyonu kurulması yönündeki taleplerin artması kaçınılmazdır. Başbakan’ın böyle bir komisyonun ancak savaş bittikten sonra kurulabileceğini teyit etmesi, bu konunun artık hükümetin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanacağı anlamına gelmektedir. Buna ek olarak, Ultra-Ortodoks (Haredi) erkeklerin orduda hizmet etmemesini sağlayacak olan zorunlu askerlik yasa tasarısını ilerletme çabası, savaşta 915 askerini kaybetmiş bir ülkede derin toplumsal rahatsızlıklara yol açacaktır. Bu iki kritik mesele, Netanyahu’nun siyasi meşruiyetini daha da aşındıracak ve hükümet üzerindeki baskıyı artıracaktır.

Siyasi Son Oyun: Erken Seçim ve Muhalefetin Rolü

Tüm bu gelişmeler ışığında, erken seçim ihtimali oldukça önemli, ancak kesin değildir. Svetlova, anketlere göre Netanyahu’nun Likud partisinin, son zamanlardaki hafif destek artışına rağmen bir koalisyon kuramayacağını belirtmektedir. Bu durum, başbakanın kazanma şansının arttığına inanana kadar seçimleri ertelemeye çalışacağı anlamına gelmektedir. Trump’ın ziyaretinden önce Netanyahu, anlaşmanın herhangi bir şartı ihlal edilirse İsrail’in Hamas’ı ortadan kaldırmak için savaşa geri döneceği tehdidinde bulunmuştu. Ancak şimdi, Trump’ın savaşı bitirme konusundaki kararlılığı karşısında en aşırı sağcı ortaklarının bile bunun şimdilik imkansız olduğunu anladığı görülmektedir.

Netanyahu’nun politikaları birer birer çökmüş olsa da, bu politikaları hala destekleyen kesimin önemli bir büyüklükte olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca, Batı Şeria’da bundan sonra ne olacağı konusunda büyük bir belirsizlik vardır. Netanyahu’nun aşırı sağcı ortaklarının yerleşimleri genişletmek ve yenilerini inşa etmek için orada serbest bir alan bulup bulamayacağı belirsizliğini korumaktadır.

Analizin en kritik sorusu ise kapanışta sorulmaktadır: “zayıf ve parçalanmış” İsrail muhalefeti, başbakanın blöfünü görecek ve ulusa farklı bir yol, yani barış ve uzlaşma yolunu sunacak cesareti bulabilecek mi? Ancak o zaman İsrail siyasetinin rotası ve İsrail’in kaderi, bitmeyen savaşlar ve “mutlak zafer” yanılsamalarından uzaklaşarak diyalog, işbirliği ve barışa doğru köklü bir şekilde değişebilir.

Sonuç

Ksenia Svetlova’nın Chatham House için kaleme aldığı analiz, Binyamin Netanyahu’nun siyasi kariyerini üzerine inşa ettiği tüm paradigmaların, dış baskılar (Trump’ın müdahalesi) ve iç başarısızlıkların (7 Ekim travması ve sonuçsuz kalan savaş) birleşimiyle nasıl yapısal bir çöküş yaşadığını ustalıkla teşhis etmektedir. Analiz, İsrail’in kritik bir yol ayrımında olduğunu, “mutlak zafer” gibi eski yanılsamalar ile diyalog ve siyasi çözüme dayalı yeni bir yol arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığını ortaya koymaktadır. Netanyahu’nun siyasi hayatta kalma becerileri bilinen bir gerçek olsa da, Svetlova’nın detaylandırdığı üzere temel doktrinlerinin bu denli kökten çöküşü, onun siyasi devrinin kaçınılmaz bir sona yaklaştığını ve bu durumun İsrail ile birlikte tüm bölgeyi derin bir belirsizlik ve potansiyel dönüşüm dönemine soktuğunu göstermektedir. İsrail muhalefetinin bu tarihsel anda nasıl bir rol oynayacağı ve topluma inandırıcı bir alternatif sunup sunamayacağı, ülkenin gelecekteki yönünü belirleyecek en önemli faktör olacaktır.

Kaynakça

Svetlova, Ksenia. “Netanyahu’s concepts collapsed, one by one, as Trump piled on pressure: What next for his government?”. Chatham House – International Affairs Think Tank, 14 Ekim 2025.

Web: https://www.chathamhouse.org/2025/10/netanyahus-concepts-collapsed-one-one-trump-piled-pressure-what-next-his-government

Trumpin-Baskisiyla-Çöken-Netanyahu-Doktrinleri-2025-10-14

Comment here